DİL SEÇİMİ İngilizce Türkçe
TÜMSİAD İçerisinde Ara   Detaylı Araştır
BASIN BÜLTENLERİ
16.10.2008 - Genel Başkan Mehmet Yıldırım’dan Ahilik Haftası değerlendirmesi

TÜMSİAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, her yıl Ekim ayının ikinci pazartesi günü itibariyle kutlanmaya başlanan Ahilik Haftasını, esnaf, sanatkar, üretici, sanayici ve çalışan kesim adına tebrik ederek, “Tarihe damga vuran kültürlerimizi yeniden hayata geçirmek ve temel dinamiklerimizi bu kültürler üzerinden oluşturmak zorundayız. Ahilik, geçmişe ait değerlerimizi temsil eden ve ekonominin güven unsurunu bizlere tekrar tekrar hatırlatan en önemli müessesedir. Dünü olmayan toplumların yarınları da olmaz. Bu sebeple, özümüze ait güzellikleri tüm ekonomik sistemlerin üzerinde bir yapıyla ortaya koymalıyız” dedi.

Ahilik anlayışının toplumda yaşayan fertleri birbirine yaklaştırmak ve aralarında dayanışma kurulmasını sağlamak üzere kurulduğunu belirten Yıldırım, “Bu anlayışa göre din, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkese eşit muamele yapılmıştır. Bir toplumda sosyal tabakalaşma olabilir. Kimi zengin, kimi fakir olabilir; fakat ikisi arasındaki fark fazla olmamalıdır. Ahilik zenginliğe karşı değildir. Çalışmak ve üretmek, alın teri ile kazanmak Ahilikte bir ahlak kuralıdır. Bunun için herkesin mutlaka bir mesleği ve işi olmalıdır. Ahilik, halkın sırtından geçinenlere, bir köşeye çekilip miskin miskin oturanlara karşıdır” diye konuştu.

Yıldırım şöyle devam etti: Ahilikte iş ve meslek ahlakı, kabul edilmesi mecburi kurallar haline gelmiştir. Bizim TÜMSİAD’ı kurma sebeplerimizin başında ise kökleri Ahilik’e dayanan kültürel mirasımız gelmektedir. Kendinden önce başkalarını düşünmek ve kollamak, hak ettiğinden fazlasını istememek, kanaat ve tevazu ölçüleri içerisinde "hırs" ve "tama"dan uzaklaşmak, kendi yeteneğine uygun bir işle meşgul olmak, sanatını mutlaka 3 farklı ustadan öğrenmek ve birliğin, beraberliğin korunması için dayanışma içerisinde bulunmak ahiliğin mutlaka uyulması şart olan ahlak kaideleridir. Ana amaçlarımızın biri de TÜMSİAD’ı bu özellikleri taşıyan modern bir Ahilik teşkilatı yapmaktır. Ahiler yeniliğe açık insanlar olup, halka sanat, meslek ve genel bilgiler öğretmek için var güçleriyle çalışırlar. Bu bakımdan Ahiliğin eğitimcilere ışık tutacak önemli özellikleri vardır. Ahilik sisteminde, işyerinde çalışanlar ile çalıştıranlar arasında pek fark olmadığı gibi aralarında baba-oğul ilişkileri vardır. İşyeri aynı zamanda sanatın ve ahlakın öğretildiği bir okuldur. Burada üretilen mal, belli bir ihtiyacı karşılayacak şekilde kusursuz ve tam olarak üretilir. Emeğin karşılığı çalışanının alın teri kurumadan ödenir. İşyerlerinde çalışan ve çalıştıranlar dayanışma içerisindedir. Bu uygulama emek ve sermaye`nin barışık olduğu bir model oluşturur”

Ahiliğin sadece geçmişe ait değerler yumağı olmadığını, bu kültürel birikimin, deneyimin, tecrübenin ve dayanışma modelinin günümüz toplumlarının ihtiyaç duyduğu bir çıkış formülasyonu olduğunu kaydeden Yıldırım, “Günümüzde toplam kalite, müşteri beklentileri, tüketici korunması, standart üretim gibi kavramların önemi yeni yeni anlaşılmaya başlanmıştır. Bugün kaliteli üretim için başvurulan ve Toplam Kalite Yönetimi dediğimiz tedbirlerle tüketicinin daha ucuz, daha kaliteli mal alma imkânı doğmuştur. Ahilik sisteminde bir malın üretimden tüketicinin eline geçene kadar üretimin her safhası bütün çalışanların sorumluluğu altındadır. Çıraklar, kalfalar ve ustalar hep birlikte malın kalitesinden sorumludur. Ayrıca oto kontrol sistemi ile malın kalitesi sürekli denetlenir. Bugün de toplam kalite yönetimi kapsamında kalitede mükemmellik, verimlilik, hatasız üretim, kalite güvenliği, ülke ve uluslararası standartlara uyum, ISO 9001, tüketiciye cevap verme hattı, tüketici tatmini gibi konular henüz yeni yeni işyerlerinde gündeme gelmeye başlamıştır. Üretime katılan her kademedeki personelin eğitimi, işletme içi tüm personelden faydalanma, tam kapasite çalışma gibi tedbirler yanında işyerinde her türlü üretim ve hizmetlerden işyeri çalışanları sorumlu 4 tutulmaktadır. Ahilik düşüncesinin kurduğu Ahi Birlikleri`ni batıdaki ve doğudaki benzer teşkilatlardan ayıran özellik, din adamlarının da devlet adamlarının da Ahiler üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun sonucu olarak Ahilik sivil toplum kuruluşlarının en eski bir modelidir. Ahiler, daima toplum yararına hizmet yapmışlardır” değerlendirmesini yaptı.


08.10.2007 - Terör üreten bataklığı kurutmalıyız

Son aylarda başta Güneydoğu olmak üzere, yurdun bir çok bölgesinde artan PKK terörünün memleketin huzur iklimini yaraladığını belirten TÜMSİAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, “Yüreklerimiz yanıyor, ciğerlerimiz kanıyor. Son olarak Şırnak’ta şehit edilen 13 askerimizin acısı bizleri derinden yaralamıştır. Türkiye’nin bu hain olaylara karşı tek yürek, tek vücut olması lazımdır. Bizleri bölmek, parçalamak ve yutmak için oyunlar oynayanlara bir olduğumuzu, diri olduğumuzu gösterebilmeliyiz” dedi.

Terör olaylarında hükümeti suçlamanın ve önlem alınmadığını iddia etmenin en kolay yöntem olduğunu kaydeden Yıldırım, “Terör, yıldırma ve tedhiş politikasıyla sonuç alır, insanların huzurunu kaçırır. Toplumun iç dinamiklerini bozar. Terör için genel tedbirler yanında çok özel tedbirler oluşturulmalıdır. Terörün azması noktasında hükümetin aldığı genel tedbirlerin yetersiz olup olmadığı tartışılmalı ve hepimizi ilgilendiren bu ülke meselesinde iktidarıyla, muhalefetiyle, meclis dışı muhalefetiyle, hatta ilgili sivil toplum örgütler nezdinde daha etkin neler yapılabileceği ortaya konulmalıdır. Terörü bitirmek sadece hükümetin görevi olarak algılanmamalı, hükümetin önünü açacak yöntemler konusunda kim ne biliyorsa, kim hangi kabiliyete sahipse bu ülkenin huzuru için ortaya koyabilmelidir” diye konuştu.

Güneydoğu’da tüm ülke insanının canını yakan PKK terörünün son aylarda iyice azmasının temelinde uluslar arası güçler ve dış mihrakların bulunduğuna tüm uzmanların ittifak ettiğini vurgulayan Yıldırım, “Türkiye’nin, ekonomisiyle, dış politikasıyla ve uluslararası vizyonuyla güçlü bir lobi oluşturacak lider ülke olması gerektiği, bu gibi durumlarda çok daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye, bölgesinde ekonomisiyle tüm uluslar arası güçler tarafından vazgeçilmez bir potansiyel olarak görülse, hiç kimse bizi ezerek, sırtımıza basarak veya görmezden gelerek politika üretemez. Ama, maalesef bugün, “En Stratejik Müttefikimiz” olarak nitelediğimiz ülkeler, bir yandan masa başında bizleri oyalarken, bir yandan da PKK terörünü azdıracak işlerle uğraşmaktadırlar. Terör konusunda aciz bir durumda, “Yumuşak Karnı” terör olan, masa başında türlü anlaşmalarla oyalanan bir ülke pozisyonuna düşürülmeye çalışılıyoruz. Bu görüntü gerçekten Türkiye yakışmıyor” açıklamasını yaptı.

Yıldırım şöyle devam etti: “Amerika’nın atadığı ve kendi insiyatifiyle hareket edemeyen Iraklı Bakanlarla terör konusunda anlaşmalar imzalamaktansa, bu insanlardan “Sıcak Takip” konusunda icazet istemektense, terörü kökünden bitirecek çok daha aktif çalışmalara imza atılmalıdır. Gerekirse, stratejik müttefiklerimizle bizim canımızı acıtan bu konuda çok daha kapsamlı görüşmeler yapılmalı ve bizi niye oyaladıkları sorulmalıdır. Eğer uluslar arası planda çok özel önlemler alınmazsa, terörün bizim başımızı ağrıtmasının önüne geçemeyiz. Türkiye, en kısa zamanda bu meseleyi çözmelidir”

Terör üreten bataklığın da kurutulması gerektiğini belirten Yıldırım, “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kandırılan ve yoldan çıkarılan gençlerimize sahip çıkmanın yöntemlerini bulmalıyız. Bunun için özellikle Batı ve Doğu arasındaki farkı ortadan kaldıracak ekonomik tedbirleri almalıyız. Bu bağlamda teşvik kapsamındaki illerin yeniden düzenlenmesi sağlanabilir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yapılacak yatırımlara özel teşvikler verilebilir. Terörün bu bölgelerde yuvalanması, beslenmesi ve palazlanmasını sağlayacak her türlü ekonomik altyapı çalışmasıyla, bu yönde önleyici tedbirler alabiliriz” diye konuştu.


08.10.2007 - Türkiye’nin yeni bir krize tahammülü yok

Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaklaşık altı aylık dönemini boşuna geçirdiğini belirten TÜMSİAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, “Normalleşme sürecine girmemizi beklerken, tekrar Cumhurbaşkanlığı tartışmalarına geri dönmemiz ve ortaya çıkan kriz, ülkemiz geleceği açısından hiçbir hoş görüntü oluşturmamıştır” dedi.

“Cumhurbaşkanını kim seçsin?” merkezli 21 Ekim’de yapılacak olan referandumun, yeni bir kriz ortaya çıkarmasına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin müsaade etmemesi gerektiğini belirten Yıldırım, “Türkiye, 22 Temmuz’da yapılan seçimler sonrasında oluşan meclis tablosuyla Cumhurbaşkanı’nı seçmiştir. Sayın Abdullah Gül’ün, referandum sonrasında Cumhurbaşkanlığı’nın meşruiyetinin tartışılma ihtimali bile abesle iştigaldir. Yapılan yanlış düzeltilmeli ve Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı’nın görevinin başında olduğu teyit edilmelidir. Bu referandum sonrasında eğer “Cumhurbaşkanını halk seçsin” tercihi daha fazla çıkarsa, 12. Dönem Cumhurbaşkanı seçimlerinin bu şekilde planlanması kararlaştırılmalıdır” diye konuştu.

Yıldırım, Türkiye’nin kısa vaade ki bu krizden daha önemli bir sorunu, aklıselimle tartışması gerektiğini belirterek, “Eğer 21 Ekim’de çoğunluk evet derse, bir sonraki dönemde Cumhurbaşkanını halk seçecek. Bu durumda önümüze çözülmek üzere bambaşka sorunlar yumağı gelmiş olacak. AK Parti Hükümeti hazırladığı Anayasa tasarısında Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini azaltmak ve yürütme üzerindeki tasarruflarını budamak için kararlar alıyor. Peki, yetkileri budanmış, eli ayağı bağlanmış, devletin zirvesinde hiçbir etkinliği olmayan bir Cumhurbaşkanlığı makamı için, gelecek dönemde Cumhurbaşkanı adayları hangi söylemlerle halkın karşısına çıkabilecekler? Halk tarafından seçilecek Cumhurbaşkanı adayının, “Eğer beni seçerseniz, ben size şunları yaparım. Şu hizmetlerin gerçekleştirilmesini sağlarım” gibi vaatlerle, somut verilerle herkesin önüne çıkması gerekir. Yetkisiz, renksiz, devlet yönetiminde etkin şekilde yeri olmayan bir Cumhurbaşkanlığı makamı için, adaylar nasıl seçim dönemi ve vaatleri gerçekleştirebilecekler? Bu sorun, önümüzdeki dönemde nasıl bir kaos oluşturacaktır? Bize göre öncelikle bunun çözümlenmesi gerekmektedir” açıklamasını yaptı.

22 Temmuz seçimlerinde halkın yüzde 80’ini temsiliyle oluşan güçlü meclis yapısının bu sorunun üstesinden geleceğine inandıklarını kaydeden Yıldırım, “Cumhurbaşkanlığı makamıyla hükümetin senkronize çalışmasını sağlamak için her türlü tedbir alınmalıdır. Şimdiye kadar Cumhurbaşkanlığı makamı, yürütmenin önünde engel gibi olmuş, Türkiye, zor zamanlarda bu ikilikten çok büyük zararlar görmüştür. Gerek önümüzdeki, gerekse bir sonraki dönemde ülkemizin tüm makamlarıyla el ele, gönül gönüle çalışarak, hak ettiğimiz muasır medeniyetler seviyesine çıkmamızı sağlamalarını temenni ediyoruz. Türkiye, demokrasisiyle güçlü, ekonomisiyle güçlü bir ülke olarak bölgesinde lider ülke olmanın yöntemlerini araştırmalıdır” diye konuştu.


1. 2. 3. [»] [»»]

Yazılım & Tasarım Tüm Hakları Saklıdır.
Copyright © TageM Technology 2002-2008 | All rights reserved.


Mail Listemize Üye Olarak Gelişmelerden Haberdar Olun
Şube Erişim Bilgilerimiz