|
14.08.2007
-
TÜMSİAD Genel Başkanı Mehmet Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde halkın iradesinin esas alınmasını, ortaya çıkan demokratik tabloya herkesin, tüm kurum ve kuruluşların saygılı olması gerektiğini ifade etti. 22 Temmuz seçimlerinin kamuoyunu kendi iradeleri çerçevesinde yönlendirmek ve baskı unsuru oluşturmak için çabalayan bir kesim tarafından hala doğru algılanmadığını kaydeden TÜMSİAD Genel Başkanı Yıldırım, “Bu seçimlerde halkımız daha çok demokrasi istediğini, demokrasinin tüm unsurlarıyla topluma hâkim olması gerektiğini sandıklarda göstermiştir. Seçim sürecinde halkın iradesine ipotek koymak için mücadele edenler, ortaya çıkan tabloya rağmen, son günlerde “çatışma ve uzlaşma” kavramlarını da eğip bükerek kendi istedikleri bir makam listesini halka dayatmaya çalışmaktadırlar. Yapılan spekülasyonlar ve yönlendirmelerle demokrasinin ruhuna zarar vermekten geri kalmamaktadırlar” dedi. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde meclisin işleyişine müdahale edildiğini, tartışmalı kararlarla ortaya çıkan kilitlenmeyle gidilen erken seçimde milletimizin demokratik iradesini net şekilde ortaya koyduğunu kaydeden TÜMSİAD Genel Başkanı Yıldırım, “Seçimler demokrasinin anahtarıdır. Bu seçimle de halkımız öncelikle demokrasi beklentisini oylamıştır. Katılımın yüzde 85 olduğu seçimlerde, ortaya çıkan neticeyle, milletimizden yetki isteyen partilerin yüzde 87 oranında da parlamentoda temsili sağlanmıştır. Bir önceki dönemde yüzde 10’luk seçim barajı dolayısıyla mecliste iki partili şekilde oluşan aritmetiğe itiraz eden, meclisin temsil gücünün zayıflığını bahane edenlerin de ellerinde hiçbir gerekçeleri kalmamıştır. 22 Temmuz seçimleri sonunda oluşan meclis aritmetiği, tarihimizin temsil gücü en yüksek meclis yapısı olarak tarihimizde yerini almıştır. Halkımız son sözünü söylemiş ve demokrasimizin siyaset yelpazesi ortaya çıkmıştır” diye konuştu. Ortaya çıkan net tabloya rağmen, halkın iradesine ipotek koymak için çaba gösteren toplum mühendislerinin, özellikle medya aracılığıyla seçimler sonrasında yeni beklentiler ve talepler içinde olmasını anlaşılamaz ve kabul edilemez bulduklarını belirten Yıldırım, “Halkın iradesi tecelli ettikten, temsil gücü yüksek bir meclis yapısı ortaya çıktıktan sonra, birilerinin çıkıp “uzlaşma ve çatışma” kavramlarını eğip bükerek ortalığı germeleri, topluma açık bir dayatmadır. Türkiye’nin rejim sorunu yoktur. Korku edebiyatıyla, öcüler icat ederek halkımızı belli yerlere kanalize etmek, yönlendirmek ve sistemi kendi arzuları doğrultusunda dizayn etmek, Türkiye’ye ancak zaman kaybettirir. Cumhurbaşkanlığı seçiminin nasıl yapılacağı Anayasamız’da açık seçik olarak yazılmıştır. Cumhurbaşkanlığı’na kimlerin aday olabileceği de çok nettir. Hal böyleyken, meclisimizde bizi temsil etmesi için halkımızın yetki verdiği bazı isimlerin Cumhurbaşkanlığı’na aday olmaması yönünde yapılan telkinler, öneriler, baskılar demokrasimizi yaralamaktan başka bir işe yaramamaktadır. Türkiye, demokrasisi özürlü bir ülke kimliğinden sıyrılmalıdır. Bu çevrelerin, “çatışma” kavramıyla halkımızın zihninde oluşturmaya çalıştıkları korku kültürüyle demokrasi kavramı bağdaşmamaktadır” dedi. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için gerekli şartları taşıyan her milletvekilinin Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesinin en doğal hak olduğunu belirten Yıldırım, “Kamuoyunun zihninde bazı adayları sakıncalı ilan etmek için yapılan çabaları üzüntüyle izlemekteyiz. Yeterlilik şartlarını taşıyan her milletvekili bu makama aday olabilir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde son kararı kendilerine vekalet verdiğimiz milletvekillerimiz verecekler ve ortaya çıkan adaylar içinden birisini seçeceklerdir. Bizler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin en doğru kararı, demokratik çerçevede ve halkımızın iradesini tecelli ettirecek biçimde vereceğine inanıyoruz. Yeter ki, herkes demokrasiye saygılı olsun, halkın iradesini kabullensin, dayatmayla, baskıyla bir yere varılamayacağını bilsin” açıklamasını yaptı. |


